30 Ocak 2011 Pazar

Şebnem Pişkin Röportajım

          Tuğra, Bir Damladan Okyanusa, İsrafil’in Aynası ve Kırklar Diyarı kitaplarıyla beğeni toplayan ve daha çok fantastik türde eserler veren, tasavvuf konusunda bilgi sahibi Yazar Şebnem Pişkin’le röportaj yaptım. Verdiği güzel yanıtlar için kendisine bir kez daha teşekkür ederim.

Kültürel Güncel: Hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Şebnem Pişkin: Zaman zaman temposu hızlanan, zaman zamansa yavaş bir tempoda seyreden bir hayatım var. Yılın yarısını Bodrum'da, diğer yarısını İstanbul'da geçiriyorum. Hayatım okumak, yazmak ve ailemle vakit geçirmek üzerine kurulu. Kitap okumaktan, doğayla başbaşa kalmaktan ve tefekkürle zaman geçirmekten hoşlanırım.


K.G: Önceki söylemlerinize bakarak kitaplarınızı belirli bir sıra halinde yazdığınızı görüyorum. Yani birini bitirmeden diğerini yazmaya başlamaz mısınız?

Ş.P: Doğru bir tespitte bulunmuşsunuz. Aynı anda bir çok kitabı birden okurum ama iş yazmaya gelince sadece bir kitap üzerine odaklanırım. Çünkü her yeni kitapta yeni bir karaktere bürünüp yeni bir dünyaya dahil oluyorsunuz.


''Tuğra'nın ikinci kitabı için sadece isim konusunda tereddüt yaşıyorum.''

K.G: Abdülhamit döneminde geçen Tuğra adlı romanın ikincisini yazdığınızı duymuştum. Bitime ne kadar kaldı? Tuğra bir üçleme mi olacak?

Ş.P: Tuğra'da geçen hikaye çok merak uyandıran bir noktada sona ermişti. Okuyuculardan bir çoğu kitabın devamında ne olduğunu soruyordu. Demek ki okuyucu kitabın devamını istiyor diye düşündüm. Tuğra'yı tekrar elime aldım ve baştan sona okudum. Eğer içimde devamını yazmak için bir dürtü hissetmeseydim devamını yazmazdım. Ama kahramanların seslerini duyurmak için beklediklerini hissettim ve seslerine kulak verdim. Roman şu anda bitmiş durumda. Sadece isim konusunda tereddüt yaşıyorum. Tuğra'nın bir üçleme olacağını sanmıyorum.

K.G: Yalnızca içinizden geldiğinde mi, yoksa düzenli olarak her gün mü yazarsınız?

Ş.P: Düzenli olarak her gün okuyorum. Yazmak için okumak şart çünkü. Kendimi bir kase gibi görüyorum. Okudukça ve yeni şeyler öğrendikçe kase dolmaya başlıyor. Ne zaman ki taşma noktasına geliyor işte o zaman yazmaya başlıyorum. Ama roman dışında bazı edebiyat ve haber sitelerine köşe yazıları yazmaya devam ediyorum.

''Amacım az sözle çok şey anlatabilmek aslında.''
K.G: Mevlana’nın sözleri kısa ve özdür. Eserlerinizde kısa cümlelerde derin anlamlar barındırmanızın altında bu felsefe mi yatıyor?

Ş.P: Kesinlikle... Bunu ne kadar yapabildiğimi bilmiyorum ama amacım az sözle çok şey anlatabilmek aslında. Benim beslendiğim kaynak büyük ölçüde Mevlana olduğu için onun etkisinde kaldığım muhakkak.


K.G: İnsanoğlu zamanın başlangıcından beri kendisine varoluşuyla ilgili sorular sormuştur. Peki sizce bu konuda kesin bir sonuca varabilmek mümkün müdür? Yani bu konuda uzun süre kafa patlatan bir insan ‘‘başlangıç’’a ya da ‘‘Öz’’e ulaşabilir mi?
Ş.P: İnsan bu soruyu gerçekten yanıtı bulma amacıyla soruyorsa kesinlikle yanıtı bulur. Bulduğu zaman ne olur biliyor musunuz? İşte o zaman hem soru hem yanıt anlamını yitirir; o noktada söz biter, hal başlar...


K.G: İnsanın kendini bulma mücadelesinde konferansların, seminerlerin para etmediğini ve aslında yapması gerekenin -korktuğu için susturduğu- ‘‘kendi iç sesi’’ne kulak vermesi olduğunu belirtmişsiniz. İnsan neden en büyük yardımcısı olan iç sesinden korkar ve onu susturmak ister?
Ş.P: Aslında insanın davranışlarına yön veren iki baskın ses vardır. Biri ruhunun sesidir, ki Ruh emaneten bizdedir ve maneviyat yönümüzdür. Diğeri ise aklın sesidir, o da fizik bedenimizin taşıdığı ve üç boyutlu dünya sisteminin getirdiği maddi yönümüzle alakalıdır. Fizik bedenimiz bir harekette bulunmadan evvel her iki sesi de duyar. Biri yap der mesela, biri yapma der. Ama aklın sesi aynı zamanda nefsin de sesidir. Nefis hep istemek üzere kurulu bir sistemdir. Hep ister, hep ister, daha fazlasını ister. Ruh ise onu terbiye etmek için nefsin istediğini vermez. İşte insan kendi nefsini tatmin etmek için aklın sesine uymaya meyillidir. Hep doğruyu söyleyen iç sesini yani vicdanını bir diğer deyişle ruhun sesini bu nedenle hep susturmak ister.  


K.G: Hayatınıza şekil verdiğini ve sizi büyük oranda geliştirdiğini düşündüğünüz kitap/lar oldu mu?

Ş.P: Aslında her kitap bende bir değişime yol açıyor. Ama düşünce sistemimi şekillendiren kitapların başında Mevlana'nın Mesnevisi ve Fihi Ma Fih adlı eseri, İbn Arabi'nin Füsusul Hikem'i, batı spiritüalizminde Kryon serisinin Yuvaya Dönüş adlı kitabı ve Ramtha'nın Beyaz Kitabı, Filibeli Ahmet Hilmi'nin Amak-ı Hayal adlı kitaplarını sayabilirim.  






''Fantastik denince çoğu insanın aklına "hayal ürünü" şeyler  gelir. Ama insanlık olmayan bir şeyin hayalini kuramaz.''

K.G: Son eserlerinizi fantastik türünde yazdınız. Sevdiğiniz yazarlar da bu türde eser verenler mi? Yoksa aralarında başka türde yazanlar da var mı?

Ş.P: Genellikle fantastik kitaplar okumuyorum. Yazarken fantastik kurguyu seçiyor olmamın sebebi anlattığım konuların metafizik aleme ait konular olması. Mesela zaman kayması diye bir kavram var ve bilim dünyası tarafından kabul ediliyor. Ama ben bunu romanımda konu edince fantastik türde yazmış oluyorum. Fantastik denince çoğu insanın aklına "hayal ürünü" şeyler  gelir. Ama insanlık olmayan bir şeyin hayalini kuramaz. Suretler alemine henüz gelmemiş olan her şey önce hayal aleminde yaratılır, daha sonra surete bürünerek madde aleminde hayat bulur. Demek ki biz bir şeyin hayalini kurduğumuz zaman aslında hayal aleminde zaten var olan bir şeyle iletişim kurmuş oluyoruz. Yani hiç bir şeyi biz uydurmuyoruz. Uydurduğumuzu sandığımız şeyler aslında var!



K.G: En sevdiğiniz beş kitabı öğrenebilir miyiz?
Ş.P:
  • Mesnevi -Mevlana Hz.
  • Yusuf ile Züleyha - Nazan Bekiroğlu
  • Amak-ı Hayal - Filibeli Ahmet Hilmi
  • Hiç - Sadık Yalsızuçanlar
  • Katre-i Matem - İskender Pala





K.G: Sormak istediğim sorular bunlar, değinmek isteyeceğiniz başka bir şey?..

Ş.P: Kültürel güncel blogunuz çok güzel görünüyor. Genç arkadaşlarımın edebiyata ve sanata böylesine ilgi gösteriyor olmaları beni çok mutlu ediyor. Güzel sorularınız ve gösterdiğiniz ilgi için ben de size çok teşekkür ederim.


Şebnem Pişkin'in yayınlamama izin verdiği ''Ben'' Olan Ben adlı öyküsünü okumak için tıklayın; http://kulturelguncel.blogspot.com/2011/01/sebnem-piskinden-ben-olan-ben.html

2 yorum:

Mr. Aşkın Güngör dedi ki...

Editörlüğünü yapma onurunu da tattığım sevgili Şebnem yazar gibi yazar olmanın yanı sıra, insan gibi insandır da. Kültürel Güncel'in içi dolu sorularına verdiği akilane yanıtlar da bunu kanıtlamakta sanıyorum.

Bu doyurucu söyleşi için teşekkür ederim.

mit dedi ki...

Güzel ve samimi bir röportaj olmuş. Şebnem Hanım kitapları kadar naçizane karakteriyle de oldukça değerli bir yazarımız. Buradan kendisine başarılarının devamını diliyor, Kültürel Güncel'e de teşekkürlerimi sunuyorum.