Yıldırım Örer Röportajım:
İtalya'da çizgi roman sanatını ve dolayısıyla bizleri başarıyla temsil eden çizer Yıldırım Örer’le hayatı ve 'çizgi roman dünyası' üzerine bir röportaj yaptım. Kendisine, verdiği bu güzel yanıtlardan dolayı çok teşekkür ederim.
Kültürel Güncel: Hayatınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Yıldırım Örer: Doğdum ve çizmeye başladım... Bir daha da duramadım, hala çiziyorum...
![]() |
D A G O |
K.G: Bir röportajınızda babanızın çizim yeteneğinizi hep desteklediğini söylemişsiniz. Peki ailenizden hiç karşı çıkan olmadı mı çizer olmanıza. Yani ne bileyim, ‘‘Yine yap, ama hobi olarak yap!’’ diyen olmadı mı?
Y.Ö: Babam, gerçekten de çizime olan ilgimi hiç kısıtlamadı. Aileden diğer kişilere ise basit bir çocuksu heves gibi görünen bu yeteneğim, çok genç yaşta (17) hayatımı kazandırabilecek ciddi bir mesleğe dönüşünce bir daha da hiç kimseye söyleyecek bir söz kalmadı.
K.G: Yabancılar kadar çok çizer yetiştirememizin nedeni ne olabilir?
Y.Ö: Yabancılar kadar çizer yetiştiremememizin sebeplerinden en önemlisi, bu işi ciddiye almamış olmamız. Diğer ülkelerde 8. sanat diye adlandırılan bu meslek, Türkiye’de kültürel bir seviyeye ulaşamadı ve toplumumuzda banal bir söyleyiş tarzıyla "kötü alışkanlık"lardan biri olarak tanımlandı. Halbuki Avrupa'da çizgi roman anlayışı, tamamen kendi içinde bir kültür anlayışını temsil ediyor. Bizim ülkemizde bunu ciddiye almadıkları için, sadece bireysel faaliyetlerle kendi çapında ilerlemeye çalışan bir hobi olarak görüldü.
K.G: Sanırım şu sıralarda Dago isimli kahramanın maceralarını çiziyorsunuz. Dago’nun maceralarında Barbaros Hayrettin Paşa ve Osmanlı’ya da yer verilmiş. Kahramanın yaratıcısının Türkler’den bu kadar bahsetmesi neden kaynaklanıyor?
![]() |
Robin WOOD |
![]() |
NIPPUR |
1983 de Robin WOOD tarafından yazılıp, o dönemde aynı dergide yaptığı başka çalışmalarıyla çok ilgi gören Alberto SALINAS tarafından çizilen okuyucunun ilgisini çok çekmiş. Ve devamını görmeyi ısrarla yayınevinden istemişler. Böylece kısa olarak programlanan öykü, bu iki Arjantinli yazar-çizerin mesleklerinin dönüm noktası olmuş.
DAGO (hançer) ismini verdikleri bu köleyi Türk Korsanlar İstanbul’a götürüp, satarlar. Uzun yıllar yaşadığı köle hayatında DAGO birçok tecrübeden geçer, bunlardan biri de tesadüfen Barbaros Hayreddin'in hayatını kurtarmasıdır. Böylece Barbaros onu kendi himayesine alıp, seçkin bir yeniçeri yapar. Hıristiyan olduğu bilindiği için, diğer Yeniçeri Türkler tarafından "inançsız" (bir çeşit gavur) diye çağırılan DAGO, sürüden farklı olmak için hep siyah kıyafetler giyer. Ve "KARA YENİÇERİ'' lakabıyla, DAGO efsanesi baslar... Yaklaşık ilk 20 albümü dolduran maceraların hepsi, bizim ülkemizde geçmiştir. Her nasılsa, o dönemlerde burada ve Güney Amerika'da Dago'nun okuyucularına bu iklim çok egzotik gelmiş olacak ki, çok ilgi görmüş. Daha sonra dil bilmesinin verdiği avantajla, Barbaros Hayreddin Pasa Dago'yu elçi olarak Avrupa ülkelerine yollamış.
Bu sayede yıllar sonra nihayet kendi ülkesine de dönme fırsatı bulan Dago, olağanüstü güzellikte yazılıp, çizilen binlerce öyküye imzasını atmış... Ve hala da atmaya devam ediyor...
Bu sayede yıllar sonra nihayet kendi ülkesine de dönme fırsatı bulan Dago, olağanüstü güzellikte yazılıp, çizilen binlerce öyküye imzasını atmış... Ve hala da atmaya devam ediyor...
''Türkiye’nin çizgi roman üreten bir ülke olması için, öncelikle bu faaliyete yatırım yapacak güçlü bir ekonomik kaynağı olması gerekiyor...''
![]() |
Kinowa'nın Dönüşü |
K.G: Büyük ustaların (Suat Yalaz, Sezgin Burak, …) arkalarında mirasçı çizer bırakmamalarından dolayı yetenekli genç çizer sayısının azlığından yakınıyorsunuz. Peki şimdilerde bu konuda bir proje yapılamaz mı? Yetenekli gençlerin katılımıyla geleceğin çizgi roman ülkesi olamaz mıyız?
Y.Ö: Türkiye’de büyük üstadların genç kuşak için bir şey yapmadıklarını söylemem, bir "yakınma" değil, bir "onaylama", bir "gerçek". Türkiye’nin çizgi roman üreten bir ülke olması için, öncelikle bu faaliyete yatırım yapacak güçlü bir ekonomik kaynağı olması gerekiyor... Ne yazık ki kavram olarak çizgi roman üretimini anlayacak bir yatırımcı bulmak, gökkuşağının altındaki hazineyi bulmaktan daha zor. (ya da ben yanılıyorumdur ve umarım öyle zor değildir)
Y.Ö: Türkiye’de büyük üstadların genç kuşak için bir şey yapmadıklarını söylemem, bir "yakınma" değil, bir "onaylama", bir "gerçek". Türkiye’nin çizgi roman üreten bir ülke olması için, öncelikle bu faaliyete yatırım yapacak güçlü bir ekonomik kaynağı olması gerekiyor... Ne yazık ki kavram olarak çizgi roman üretimini anlayacak bir yatırımcı bulmak, gökkuşağının altındaki hazineyi bulmaktan daha zor. (ya da ben yanılıyorumdur ve umarım öyle zor değildir)
![]() |
SALLY |
K.G: Hangi çizgi roman türünü daha çok seviyorsunuz? (İtalyan-fumetti/Amerika-comics/Japon-manga-…)
Y.Ö: Hemen her türlü çizgi romanı, konu ayrımı yapmaksızın okuyorum. Hikayelerin benim için önemi ikinci sırada. Sadece iyi çizerlerin yaptığı çalışmaları okuyor ve koleksiyonuma katıyorum. (Allah'tan sayıları çok fazla)
Mesela konu olarak beni hiç çekmeyen Amerikan Süper Kahramanlarını yaklaşık 8 yıl kadar önce, Bryan HITCH adlı müthiş İngiliz çizerin ULTIMATES maceralarının çizimlerine katılımıyla okumaya başladım. Böylece yavaş yavaş konuları hakkında bilgi edindiğim kahramanların hikayelerini de, Alex MALEEV, Roberto De La TORRE , Butch GUICE, Steve EPTING, David FINCH -ve özellikle- Mike DEODATO JR gibi çok değerli çizerlerin fırçalarından hep takip ettim.
İtalya piyasasında çıkan çizgi romanlar Türkiye’de sadece BONELLI Yayınları’nda kısıtlanıyor galiba. Ama (yine Allah'a sükür) burada öyle değil elbette... Çünkü her ne kadar ismi en çok anılan olsa da, Bonelli Yayınları ve çizerlerinin hepsi İtalya’nın en iyileri değil .
Zaten bunu İtalya ile kısıtlamak anlamsız burada. Bütün Avrupa'dan, (Belçika, İsviçre, İspanya, gibi ülkeler) Fransa yayınevlerine tonlarca çizgi roman yetiştiriyorlar. Ve bu eserler son derece kaliteli bir baskıyla kitapçılarda, çizgi roman satan dükkanlarda yerlerini alıyorlar her ay. Ve bunların içinde de isimleri sayılmayacak kadar çok, kaliteli çizerler var. Fakat bazılarını söylemeden geçmek ayıp olur.
George BESS, Philippe FRANCQ, Youri JIGOUNOV, Thierry DEMAREZ, Christophe BEC, Patrice PELLERIN gibi... Eğer Türkiye’de bu çizerlerin eserleri tanınmıyorsa, okuyucular için büyük bir haksızlık bence.
Son olarak da manga kategorisinden iki laf edeyim. Her ne kadar, bu tur çizgi romanların Avrupa piyasasına girmesine son derece karşı da olsam, bana Ryoichi IKEGAMI gibi bir çizgi üstadını tanıttığı için hoş görmek zorunda kaldım. CRYING FREEMAN adli çizdiği kahramanın, daha sonra Marc DACASCOS tarafından oynanıp, sinemaya da ulaşmasıyla popülerliği artan, Japonya’nın en başarılı ve gerçekçi çizeri; SANCTUARY, STRAIN, RYUGETSUSHO, ODISSEY, KYOKO gibi grafik çizim seviyesinin çok yüksek olduğu hikayelere imzasını attı. IKEGAMI'nın İtalya'da en son çıkan OFFERED adli eseri, yine Türkiye’de geçiyor ve Gılgamış efsanelerine dayanan bir öyküyü modern cağda bir hazine ve mistik güç avına çevirerek Kapadokya'da bitiriyor.
Gerek hikayesi, gerekse çizgileri için, Türk okuyucusunun mahrum kalmaması gereken bir eser kesinlikle… Ve diğer hemen-hemen tüm yapıtları gözden geçirdimse de, manga kategorisinde koleksiyonumda yer alacak seviyede başka eser bulamadım.
''İtalya’da koleksiyonları çok zengin arkadaşlarım, onlarda olmayan nadir parçaları nasıl bulduğuma çok şaşıyorlar.''
K.G: Büyük bir çizgi roman koleksiyonunuz olduğunu duymuştum. Tam sayısını öğrenmek niyetinde değilim ama yaklaşık olarak kaç tane çizgi romana sahipsiniz?
Y.Ö: Koleksiyonumda yaklaşık 5 bin kadar çizgi roman var. Fakat sunu gururla soyluyorum, İtalya’da tanışıp arkadaşlık yaptığım değerli, koleksiyonları çok zengin insanlar bana geldiğinde, onlarda olmayan nadir parçaları bile bulduğuma çok şaşıyorlar... İtalya’da yapılan bir yığın çizgi roman fuarlarına katılıp, bu nadir ama çok önemli çizerlerin çalışmalarının bulunduğu albümleri aramak en büyük hobilerimden biri. Fakat yine ayni koleksiyoncularla yaptığım konuşmaların sonucu öğrendiğim şey beni çok şaşırtıyor. Bu insanlar koleksiyonlarındaki parçaları sadece sahip olmak için topluyorlar. Ama çoğunu okumuyorlar bile. Halbuki ben koleksiyonumdaki tüm çizgi romanları okumuş, daha da önemlisi en ufak detayına kadar incelemişimdir. Sadece başkalarına hava atmak için yapılan koleksiyonculuğa bir anlam veremiyorum.
![]() |
D A G O |
Çizgi roman yazmak da, çizmek gibi çok araştırma gerektiren yoğun bir iş... Öncelikle yazılacak ve çizilecek konuda çok geniş bir arşiv oluşturması gerekir. Benim tavsiye edebileceğim, en çok önem verdiğim detaylardan biri yapılan işin belli bir kalite standardına uygun çerçeve içinde gerçekleştiriliyor olması... Yazar ve çizer, dünya piyasasında basılan en iyi yapıtları göz önüne alarak, o seviyeye uygun çalışmalar yapma çabasına girerse, elde edilen sonuç o derece başarılı olur. Ama bütün bunlar kişisel yeteneklerle kısıtlanmış detaylar elbette. Sadece çizgi roman için değil, her iş için geçerli... Bir işi çok sevmek o isi iyi yapabilmek için yeterli değildir. O işi iyi yapmak için, aynı zamanda yeteneğin de olması gerekir...
Yorumlar