4 Ocak 2011 Salı

Yıldırım Örer Röportajım:


















İtalya'da çizgi roman sanatını ve dolayısıyla bizleri başarıyla temsil eden çizer Yıldırım Örer’le hayatı ve 'çizgi roman dünyası' üzerine bir röportaj yaptım. Kendisine, verdiği bu güzel yanıtlardan dolayı çok teşekkür ederim.


Kültürel Güncel: Hayatınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Yıldırım Örer: Doğdum ve çizmeye başladım... Bir daha da duramadım, hala çiziyorum...

D A G O

K.G: Bir röportajınızda babanızın çizim yeteneğinizi hep desteklediğini söylemişsiniz. Peki ailenizden hiç karşı çıkan olmadı mı çizer olmanıza. Yani ne bileyim, ‘‘Yine yap, ama hobi olarak yap!’’ diyen olmadı mı?

Y.Ö: Babam, gerçekten de çizime olan ilgimi hiç kısıtlamadı. Aileden diğer kişilere ise basit bir çocuksu heves gibi görünen bu yeteneğim, çok genç yaşta (17) hayatımı kazandırabilecek ciddi bir mesleğe dönüşünce bir daha da hiç kimseye söyleyecek bir söz kalmadı.







''Avrupa'da çizgi roman anlayışı, tamamen kendi içinde bir kültür anlayışını temsil ediyor. ''

K.G: Yabancılar kadar çok çizer yetiştirememizin nedeni ne olabilir? 
Y.Ö: Yabancılar kadar çizer yetiştiremememizin sebeplerinden en önemlisi, bu işi ciddiye almamış olmamız. Diğer ülkelerde 8. sanat diye adlandırılan bu meslek, Türkiye’de kültürel bir seviyeye ulaşamadı ve toplumumuzda banal bir söyleyiş tarzıyla "kötü alışkanlık"lardan biri olarak tanımlandı. Halbuki Avrupa'da çizgi roman anlayışı, tamamen kendi içinde bir kültür anlayışını temsil ediyor. Bizim ülkemizde bunu ciddiye almadıkları için, sadece bireysel faaliyetlerle kendi çapında ilerlemeye çalışan bir hobi olarak görüldü.



K.G:  Sanırım şu sıralarda Dago isimli kahramanın maceralarını çiziyorsunuz. Dago’nun maceralarında Barbaros Hayrettin Paşa ve Osmanlı’ya da yer verilmiş. Kahramanın yaratıcısının Türkler’den bu kadar bahsetmesi neden kaynaklanıyor? 
Robin WOOD
Y.Ö: Benim de hikayelerinin çizimlerine katıldığım bu DAGO isimli kahramanı yaratan yazarın ismi, Robin WOOD. Ve kendisi 30 yıldan fazla çizgi roman sektöründe yaklaşık 150 den fazla yarattığı değişik karakterlerle "Efsane" lakabını almış, en önemli senaristlerden biridir.

NIPPUR
   Dago maceralarında, Barbaros Hayreddin Paşa ve Osmanlı Dönemi’ne yer verilmedi sadece... Dago karakteri, Osmanlı Ülkesi'nde, Barbaros Hayreddin yardımıyla hayata geçti. Robin WOOD'un dünya tarihine ve eski kültürlere karşı olan büyük ilgisi ve araştırmacı yapısı, onu Dago kahramanını yaratmaya itmişti. Ama bu kişiliği bulmadan önce, Gılgamıs Destanı’nı araştırıp çok etkilenmiş. Sonra da onu biraz bilimkurgulastırıp çizgi roman senaryosuna cevirmiş. Arkasından yarattığı, Lagaş Kralı NIPPUR kişiliğiyle, ayni dönemlerin olaylarını kısa öykülerle daha yasanmış bir ortamda anlatmış. Sonra da eline gecen dokümanlardan etkilenip, Osmanlı Dönemi üzerine yoğunlaşmış. İtalyan Yayınevi EURACOMIX'den gelen bir teklif üzerine, 16.yy Venedik'inde gecen kısa bir öykü yazmış ve finalinde hikayedeki genci, Türk Korsanlar’a esir ettirmiş.

   1983 de Robin WOOD tarafından yazılıp, o dönemde aynı dergide yaptığı başka çalışmalarıyla çok ilgi gören Alberto SALINAS tarafından çizilen okuyucunun ilgisini çok çekmiş. Ve devamını görmeyi ısrarla yayınevinden istemişler. Böylece kısa olarak programlanan öykü, bu iki Arjantinli yazar-çizerin mesleklerinin dönüm noktası olmuş.
D A G O

    DAGO (hançer) ismini verdikleri bu köleyi Türk Korsanlar İstanbul’a götürüp, satarlar. Uzun yıllar yaşadığı köle hayatında DAGO birçok tecrübeden geçer, bunlardan biri de tesadüfen Barbaros Hayreddin'in hayatını kurtarmasıdır. Böylece Barbaros onu kendi himayesine alıp, seçkin bir yeniçeri yapar. Hıristiyan olduğu bilindiği için, diğer Yeniçeri Türkler tarafından "inançsız" (bir çeşit gavur) diye çağırılan DAGO, sürüden farklı olmak için hep siyah kıyafetler giyer. Ve "KARA YENİÇERİ'' lakabıyla, DAGO efsanesi baslar... Yaklaşık ilk 20 albümü dolduran maceraların hepsi, bizim ülkemizde geçmiştir. Her nasılsa, o dönemlerde burada ve Güney Amerika'da Dago'nun okuyucularına bu iklim çok egzotik gelmiş olacak ki, çok ilgi görmüş. Daha sonra dil bilmesinin verdiği avantajla, Barbaros Hayreddin Pasa Dago'yu elçi olarak Avrupa ülkelerine yollamış. 


Bu sayede yıllar sonra nihayet kendi ülkesine de dönme fırsatı bulan Dago, olağanüstü güzellikte yazılıp, çizilen binlerce öyküye imzasını atmış... Ve hala da atmaya devam ediyor...

''Türkiye’nin çizgi roman üreten bir ülke olması için, öncelikle bu faaliyete yatırım yapacak güçlü bir ekonomik kaynağı olması gerekiyor...''
Kinowa'nın Dönüşü
K.G: Aksoy Yayınları’ndan çıkan Kinowa’nın Dönüşü’nü sizin çizdiğinizi biliyorduk zaten. Ama bir röportajınızda yayın evi sahibi Stefano Mercuri’nin senarist olarak sizin isminizin yerine ‘Ermes Senzo’ ismini kullandığını söylemişsiniz. Bu olaydan sonra Mercuri’yle çalışmayı sürdürdünüz mü?
 Y.Ö: MERCURY Yayınevi’nin sahibi Stefano MERCURI, kendi isminin Yunan dilinde söylenişi Ermes SENZO'yu Kinowa için hayalet yazar olarak kullanmasından sonra onunla bir iş daha yaptım. SALLY adlı yaratıp, yazıp, çizdiğim kadın kahramanı da ayni isimle sahiplenmesinden sonra, ilişkimi bitirdim bu yayıneviyle. (SALLY bu yakınlarda Türkiye’de Hoz Yayınevi tarafından yayınlanmış ve sanırım okuyucu tarafından fazla beğenilmemiş)




SEZGİN BURAK
K.G: Büyük ustaların (Suat Yalaz, Sezgin Burak, …) arkalarında mirasçı çizer bırakmamalarından dolayı yetenekli genç çizer sayısının azlığından yakınıyorsunuz. Peki şimdilerde bu konuda bir proje yapılamaz mı? Yetenekli gençlerin katılımıyla geleceğin çizgi roman ülkesi olamaz mıyız?
Y.Ö: Türkiye’de büyük üstadların genç kuşak için bir şey yapmadıklarını söylemem, bir "yakınma" değil, bir "onaylama", bir "gerçek". Türkiye’nin çizgi roman üreten bir ülke olması için, öncelikle bu faaliyete yatırım yapacak güçlü bir ekonomik kaynağı olması gerekiyor... Ne yazık ki kavram olarak çizgi roman üretimini anlayacak bir yatırımcı bulmak, gökkuşağının altındaki hazineyi bulmaktan daha zor. (ya da ben yanılıyorumdur ve umarım öyle zor değildir) 


SALLY
K.G: Hangi çizgi roman türünü daha çok seviyorsunuz? (İtalyan-fumetti/Amerika-comics/Japon-manga-…)
Y.Ö: Hemen her türlü çizgi romanı, konu ayrımı yapmaksızın okuyorum. Hikayelerin benim için önemi ikinci sırada. Sadece iyi çizerlerin yaptığı çalışmaları okuyor ve koleksiyonuma katıyorum. (Allah'tan sayıları çok fazla)

Mesela konu olarak beni hiç çekmeyen Amerikan Süper Kahramanlarını yaklaşık 8 yıl kadar önce, Bryan HITCH adlı müthiş İngiliz çizerin ULTIMATES maceralarının çizimlerine katılımıyla okumaya başladım. Böylece yavaş yavaş konuları hakkında bilgi edindiğim kahramanların hikayelerini de, Alex MALEEV, Roberto De La TORRE, Butch GUICE, Steve EPTING, David FINCH -ve özellikle- Mike DEODATO JR gibi çok değerli çizerlerin fırçalarından hep takip ettim. 

   İtalya piyasasında çıkan çizgi romanlar Türkiye’de sadece BONELLI Yayınları’nda kısıtlanıyor galiba. Ama (yine Allah'a sükür)  burada öyle değil elbette... Çünkü her ne kadar ismi en çok anılan olsa da, Bonelli Yayınları ve çizerlerinin hepsi İtalya’nın en iyileri değil . 

Zaten bunu İtalya ile kısıtlamak anlamsız burada. Bütün Avrupa'dan, (Belçika, İsviçre, İspanya, gibi ülkeler) Fransa yayınevlerine tonlarca çizgi roman yetiştiriyorlar. Ve bu eserler son derece kaliteli bir baskıyla kitapçılarda, çizgi roman satan dükkanlarda yerlerini alıyorlar her ay. Ve bunların içinde de isimleri sayılmayacak kadar çok, kaliteli çizerler var. Fakat bazılarını söylemeden geçmek ayıp olur.

George BESS, Philippe FRANCQ, Youri JIGOUNOV, Thierry DEMAREZ, Christophe BEC, Patrice PELLERIN gibi... Eğer Türkiye’de bu çizerlerin eserleri tanınmıyorsa, okuyucular için büyük bir haksızlık bence.

   Son olarak da manga kategorisinden iki laf edeyim. Her ne kadar, bu tur çizgi romanların Avrupa piyasasına girmesine son derece karşı da olsam, bana Ryoichi IKEGAMI gibi bir çizgi üstadını tanıttığı için hoş görmek zorunda kaldım. CRYING FREEMAN adli çizdiği kahramanın, daha sonra Marc DACASCOS tarafından oynanıp, sinemaya da ulaşmasıyla popülerliği artan, Japonya’nın en başarılı ve gerçekçi çizeri; SANCTUARY, STRAIN, RYUGETSUSHO, ODISSEY, KYOKO gibi grafik çizim seviyesinin çok yüksek olduğu hikayelere imzasını attı.  IKEGAMI'nın İtalya'da en son çıkan OFFERED adli eseri, yine Türkiye’de geçiyor ve Gılgamış efsanelerine dayanan bir öyküyü modern cağda bir hazine ve mistik güç avına çevirerek Kapadokya'da bitiriyor.

   Gerek hikayesi, gerekse çizgileri için, Türk okuyucusunun mahrum kalmaması gereken bir eser kesinlikle… Ve diğer hemen-hemen tüm yapıtları gözden geçirdimse de, manga kategorisinde koleksiyonumda yer alacak seviyede başka eser bulamadım.

''İtalya’da koleksiyonları çok zengin arkadaşlarım, onlarda olmayan nadir parçaları nasıl bulduğuma çok şaşıyorlar.''

K.G: Büyük bir çizgi roman koleksiyonunuz olduğunu duymuştum. Tam sayısını öğrenmek niyetinde değilim ama yaklaşık olarak kaç tane çizgi romana sahipsiniz? 
Y.Ö: Koleksiyonumda yaklaşık 5 bin kadar çizgi roman var. Fakat sunu gururla soyluyorum, İtalya’da tanışıp arkadaşlık yaptığım değerli, koleksiyonları çok zengin insanlar bana geldiğinde, onlarda olmayan nadir parçaları bile bulduğuma çok şaşıyorlar... İtalya’da yapılan bir yığın çizgi roman fuarlarına katılıp, bu nadir ama çok önemli çizerlerin çalışmalarının bulunduğu albümleri aramak en büyük hobilerimden biri. Fakat yine ayni koleksiyoncularla yaptığım konuşmaların sonucu öğrendiğim şey beni çok şaşırtıyor. Bu insanlar koleksiyonlarındaki parçaları sadece sahip olmak için topluyorlar. Ama çoğunu okumuyorlar bile. Halbuki ben koleksiyonumdaki tüm çizgi romanları okumuş, daha da önemlisi en ufak detayına kadar incelemişimdir. Sadece başkalarına hava atmak için yapılan koleksiyonculuğa bir anlam veremiyorum.

D A G O
K.G: Çizgi roman çizeri/senaristi olmak isteyen gençlere bir tavsiyeniz var mı?
 Y.Ö: Sizin de bu işe olan ilginizi söyledikten sonra, çizgi roman senaristi ya da çizeri olmak isteyen kişilere öncelikle Allah sabır versin diyorum... Hemen sonra da emeklerinin karşılığını bulacağı, yaptığı çalışmaları değerlendirebilecek ve destekleyecek yayınevleri bulmalarını diliyorum... 


   Çizgi roman yazmak da, çizmek gibi çok araştırma gerektiren yoğun bir iş... Öncelikle yazılacak ve çizilecek konuda çok geniş bir arşiv  oluşturması gerekir. Benim tavsiye edebileceğim, en çok önem verdiğim detaylardan biri yapılan işin belli bir kalite standardına uygun çerçeve içinde gerçekleştiriliyor olması... Yazar ve çizer, dünya piyasasında basılan en iyi yapıtları göz önüne alarak, o seviyeye uygun çalışmalar yapma çabasına girerse, elde edilen sonuç o derece başarılı olur. Ama bütün bunlar kişisel yeteneklerle kısıtlanmış detaylar elbette. Sadece çizgi roman için değil, her iş için geçerli... Bir işi çok sevmek o isi iyi yapabilmek için yeterli değildir. O işi iyi yapmak için, aynı zamanda yeteneğin de olması gerekir...


2 yorum:

Adsız dedi ki...

YILDIRIM ÖRER'i,rahmetli arkadaşım ALİ RECAN'ın yanındaki acemi çizerlik döneminden itibaren takip ederim.Bir ara Ersin Burak'la birlikte organize ettiğimiz Hürriyet ÇOCUK MAGAZİN dergisine de gelmiş ve beraberinde MOTOSİKLETLİ KIZ adlı orijinal çizim çalışmasını getirmişti.1 veya 2 sayfalık bu çalışma orijinalini derginin kapanmasından sonra alıp koleksiyonuma koydum.Yıldırım'ın İtalya'ya gittiği ilk yıllarda büyük sıkıntılar çektiğini,değerli arkadaşım Talat Güreli'nin naklettiklerinden biliyorum.Çizer ve benim gibi koleksiyoner olan Talat'a,Yıldırım çeşitli çizgi roman yayınları göndermiştir.O da bunları almaktan dört köşe olmuştur.Yıldırım,Aksoy Yayınları tarafından;Türkiye'de,Kinova'yı çizen ilk Türk çizer olarak lanse edildi.Oysa,O da bilir ki,Türkiye'de Kinova'yı çıkartan Ceylan Yayınları,Kinova stokları tükenince,çok tutulan bu seriyi kapak çizeri Samim Utkun'la başlayarak,Nejat Erhan ve Orhan Tunçdemir'e çizdirtmiştir.Yıldırım'ın KİNOWA'yı çizerken en büyük dez avantajı,bu diziyi iyi tanımamasında oldu sanırım.Çünkü,O'nun çizgilerinde Kinowa,vampir gibi sivri keskin dişli,Şeytan gibi uzun boynuzlu bir tip oldu.Oysa,Sam Boyle,Kızılderilileri korkutan o yeşil tenli maskesini,tabancası ile vurduğu ördeklerin derisini ateşte közleyerek yapar.Çizdiği Kinowa'nın Dönüşü macerasındaki çizimlerinin Tex Willer kokması da hoşuma gitmedi.Sam Boyle'nin yakın dostu Keşşaf Uzun Tüfek/Long Rifle tiplemesinin Tex Willer'in yakın dostu Kit Carson'a benzemesi de hoşuma gitmedi.SALLY adlı çizgi romanında da Yıldırım,Kit Carson'a benzer bir tiplemeye eserinde yer vermiş.Western temalı çizimlerinde TEX dizisi etkisinden kurtulup kendi çizgisini bulduğunda,o zaman gerçek Yıldırım'ın desenini göreceğiz.Tabii bu konu ha deyince olacak bir şey değil,zamanla yeteneğiyle ortaya çıkacak bir olgu.Ben Bir çizer,okur,koleksiyoner ve araştırmacı olarak Yıldırım kardeşimin İtalya'da başarılı olmasını istemekteyim ve bu nedenle düşüncelerimi buradan açıkça yazdım.DAGO adlı eserin,Viyana Kuşatması ile ilgili bölümü,1990'lı yıllarda Sabah gurubunda ya BUGÜN'de,ya da TAKVİM'de yayımlandı.Ben de her gün bir renkli sayfası yayımlanan albümün tamamını kestim ve okudum.Arjantinli çizer Alberto Salınas (Cisco Kid'in usta çizeri Joe Lois Salinas'ın kardeşi),İstanbul'u Cezayir gibi çizmiş.Eserin yazarı Robin Wood,bu dizisinde Türkleri hiç de hoş bir şekilde göstermemiş.Viyana Kuşatması'nda Osmanlı ordusunu yöneten galiba Lala Mustafa Paşa'ydı;elden geldiğince çirkin,ayyaş ve berbat bir şekilde çizilmişti.Batılı kahraman DAGO yüceltilirken,Türkler eserde sürekli kötü gösteriliyordu.Ben Dago'nun bir macerasını okudum.Devamındaki maceraları bilmiyorum.Ancak internetten görebildiğim kapak resimleri ve satılmak için konulan bazı orijinal sayfaları.Yıldırım'ın çizdiği bölümleri görüp okumayı hararetle isterim.Bizimle ilgili DAGO dizisinde bir Türk çizerin çizim yapması,yazarına en azından Türkler'in,onların kafalarında hayal ettikleri gibi Barbar olmadıklarını göstermiştir.

Hasan dedi ki...

Yıldırım Örer, en sevdiğim Türk çizerlerden biri. Bu güzel söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için size çok teşekkür ederim.