2 Ekim 2014 Perşembe

Şehir Köpeği: “Öfkem rehber olacak kendini şaşırmışlara”


Şehir Köpeği, yaratıcısı (aynı zamanda yazar ve çizeri Murat Bozkurt’un “öfkelendiği her şeyi çerçevesinde çizdiğini” söylediği modern dünyada yaşayan “cezalandırıcı” bir karakter. 

Upuzun saçları iki yanda toplanmış bu adam, kanı tek çözüm yolu olarak görüyor. Dikkat ederseniz, “döverek adam etmeyi” değil, kanı dedim. Kullandığı yöntem; yanlış yapanın, kafasını bozanın kafasını dağıtmak... “Öfkem rehber olacak kendini şaşırmışlara,” diyor Şehir Köpeği, fakat elinde zorla tuttuğu adalet terazisinin iki kefesi çok da dengede değil. Pisliğin içinde de olsa yaşamayı isteyecek ve başkalarının yaşama hakkını elinden alma hakkını kendinde görebilecek kadar egoist. Yine de şehrin (Aslında insanın.  Şehirlere bu sıfatı verdiren sadece nerde çokluk orda bokluk durumudur) pisliğinin içinde “en kötü adam” o değildir. Bunaltıcı şehrin atmosferini soluyan herkeste yanlış bir şeyler vardır. İnsanlar zehirlenmiş gibi ahmakça hareket eder, devam etmesini sağladıkları düzen bataklığında kaybolacaklarını bilseler de daha çok debelenirler, daha çok batarlar.



Gaspçılar, pezevenkler, kaderine boyun eğmiş fahişeler, başka hayatları hiçe sayanlar, emredenler, laf atanlar... Şehir Köpeği tahammül etmez, nereden bulduğunu bilmediğimiz envai çeşit ateşli silahını ateşler, bunların hepsinin kafasını dümdüz eder.

Dinsizin hakkından imansız gelir!

Ağzında taşıdığı yavrusuyla karşıdan karşıya geçmeye çalışan anne kedinin hızlı giden bir arabanın kurbanı olduğuna şahit olunca intikam peşine düşüyor, hatta yavruyu orada bırakmak yerine yanına alıyor ve daha sonra sahiplendirmeye kadar vardırıyor işi. Oysa bunun karşıtı olarak bir başka macerasında konuştuğu güvercinlere sinir olup, ateşleyemeyecek de olsa bir anda silahını onlardan birine doğrultabiliyor. Kafası attığı zaman gözü hiçbir şey görmüyor çünkü. İş dönüşü sıkış tıkış bir otobüsteyken, beynini kemiren bebek ağlamasını susturmak için o bebeği öldürmeyi geçirebiliyor aklından. Karakterin kısasa kısasçı yönüyle tanıştığımız “kedinin intikamını almasıyla” görünürde kahraman statüsüne “neredeyse” yaklaşacakken bu tür davranışlarıyla “tutarsız” bir şekilde anti kahraman kategorisine dahi dahil olamıyor; kötünün iyisi gibi -hatta dinsizin hakkından imansız gelir sözünün ortasında- bir yerde duruyor.

Çatı katında durmuş, güvercinlerle konuşurken bir adamın aşağı atlayacağını söyleyip sevdiği kadını getirmelerini istediğini duyup yetişiyor hemen olaya. Az önce güvercinlere doğrulttuğu ama ateşlemediği silahı onun kafasına dayıyor bu sefer. Neredeyse her bölüm gerçekleşen “ölümlü son” sonrası bir kenara oturup “şehrin çatılarında bile huzurun kalmadığını” düşünüyor.

Son öykü olan “Bir Tutam Kekik”le birlikte Şehir Köpeği’nin kavga esnasındaki cool’luk düzeyi yüzde yüze ulaşıp bu açıdan -yediği dayağın haddi hesabı olmamasına rağmen halen aylaklık peşinde koşan- Mister NO ya da -handa yemeğini yerken düşmanlarca pusuya düşürülmüş- Tarkan’dan çok da bir farkı kalmıyor. Cinayetlerini bazen alelade işlerken, “fırsat buldukça” sanki bir sahne şovuna dönüştürüyor ve epey “emek” veriyor.


“Bastırmak zorunda kaldığımız duyguların toplamı”

Her gün karşılaştığımız, kendimizi değersiz hissetmemize neden olan kötü olaylara müdahale edemeyiz. Ne atalet bizim peşimizi bırakır ne biz onun peşini bırakırız. Bir adam güpegündüz karısını döver, “aile kavgasına karışılmaz”dır; bir sigara yakıp yahut çekirdek çitleyip karşı kaldırımdan “vah vah” deyip izleriz. Biri tacize uğrar, “durma, şahit yazarlar”dır, yürür gideriz. En iyi ihtimalle polisi ararız. Polis gelseye kadar çok geç olacağını bilsek de bunu yaptığımızda içimiz rahat eder. Eve gittiğimizde koltuğa uzandıktan sonra gözlerimizi kapatıp izlediğimiz bir filmdeki dövüş sahnesinde iyi adamın yerine koyup kendimizi o kötü adamı bir güzel döveriz. Yetmezse bilgisayar oyunlarında içimizdeki kin ve şiddet duygusunu bir güzel boşaltırız. Doğrudan şahit olmasak da bu tür olaylar bize anlatıldığında “Ah ulan ben orada olacaktım,” der susarız. (Çünkü eğer devamını gerçekçi bir şekilde getirmemiz gerekse “155’i öyle bir arardım, aklın dururdu,” ya da “Öyle bir kaçardım, ayaklarım kıçıma vururdu” dememiz gerekebilir.)

Kutsi Akıllı, kitabın arka kapak yazısında “bastırmak zorunda kaldığımız duyguların toplamı” şeklinde nitelemiş karakteri. Bu çok yerinde bir söz, çünkü Şehir Köpeği ideal bir tip olmasa da düzeni -yalnız yazılı değil; sözlü, hatta düşünsel düzeni- takmayan, hatta onunla mücadeleye girişen bir adam. Yine de kötülerin defterini dürdüğünde içimiz çok da huzurla dolmaz, dedim ya, adalet terazisi yamuktur. Belki de karar hakkını “tek elde” toplamasıdır insanı rahatsız eden. Çünkü bu hakkı tek elde toplayan kim olursa olsun, bir zaman sonra egosu şişer, kendini yüceltir. Doğru çıkarımlar yapamadığından verdiği kararlar da doğru olmaz. Oysa bu karar mekanizmasının kontrolü siyasi, etnik ve dini sebepler dışında; geçici süreliğine bir araya gelmiş ve “homojen” olmayan
kitlelerin elinde olsaydı, adaletin yanlış tecelli ettiği hissi  belki de birçok öyküde hiç var olmayacaktı.

Notlar................................
* Altı çizgi öyküden oluşan çizgi roman kareleme ve boyut açısından klasik Amerikan çizgi romanı formatıyla benzerlik gösteriyor. (“Dönüş” isimli çizgi öyküde pikselleşmeler mevcut, belki sonradan sayfa formatına uydurulup bazı karelerin boyutu değiştirilmiştir, şık durmamış.)
* Öykülerin kısa olması nedeniyle konular derinlemesine işlenmediğinden karakterin geçmişine ve bazı olaylardan sonra ne olduğuna dair sorular yanıtsız kalıyor. Murat Bozkurt, şimdilerde Şehir Köpeği’nin uzun bir hikayesini renkli olarak hazırlamaktaymış. Umarım bu yeni çizgi roman daha ayrıntılı ve bilgilendirici olur.

Mustafa Men
Not: Bu yazı ilk kez Eylül 2014'te Tırtıl Fanzin'in ikinci sayısında yer almıştır. Ayrıntılı bilgi için: tirtilfanzin.blogspot.com.tr


Künye: 
Murat Bozkurt - Şehir Köpeği
Oyun Yayınevi, Şubat 2014
96 sayfa, Etiket fiyatı: 15 TL

Hiç yorum yok: