20 Temmuz 2014 Pazar

Modern Çağda Keloğlan: Kendi Başına Bir "Skandal"


         Dizi halindeki bir çizgi roman eserini bütün olarak değil de tek bir bölümüyle yorumlamak doğru olmaz elbette. Tüm sayılarını okuyamadığım çizgi romanlardan olmasına karşın Necdet Şen'in Hızlı Gazeteci'sini her okuduğumda konunun hem estetik hem de düşünsel yönden doğru bir biçimde anlatıldığını görmekteyim. Palas pandıras sunulmamış fikirler, okura tek bir doğruyu benimsemesi için baskı kurmadığı gibi basmakalıp doğruların olmadığı bir dünyaya işaret ediyor.



Aslına bakılırsa, bu yazıda bahsedeceğim "Keloğlan" adlı macerasında Hızlı Gazeteci bir yan karakter (hatta bu sayı bağımsız düşünülürse karakter'in bütün özelliklerini taşımadığını belirtmek gerekir) olarak çıkıyor karşımıza. Bu sayının iki kahramanı var: biri Keloğlan, diğeri onunla aynı ruha sahip olmasına rağmen modern çağda yaşayan Doğan Önder isimli taze bir milletvekili.

Birbirine eş bu iki kahramandan biri padişahın kızıyla evlenmek için Kaf Dağı'na gidiş yolunda devlerle, yecüc-mecücle, kırk haramilerle mücadele ederken; diğeri omuzlarına en az bunun kadar büyük ve "imkansız" bir misyon yükleniyor: halkın siyasete doğrudan katılımını sağlamak, kurulu düzenin çarpıklıklarının düzeltilmesi için halka ve vekillere yol göstermek.

Önder, ateşli konuşmalar yapıyor, meclisin içinde gördüğü yanlışları kürsüde eleştiriyor. Henüz ilk konuşmasında yolsuzluklarla ilgili soruşturmaların iktidar partisi vekillerince engellendiğini söyleyip, soruyor:

"Hiç vicdanınız sızlamıyor mu? 'Beyfendinin maaşlı memurları değil de milletvekili olduğunuzu ne zaman hatırlayacaksınız?"

Bu sorunun muhataplarınca küfürler ardı ardına sıralanırken, bir kez daha soruyor:

"Yarın öbür gün seçim bölgelerinize gittiğinizde yurttaşlarınıza ne diyeceksiniz? 'Meclis lokantasında ucuz yemek yiyorum, lojmanda oturup maaşımı alıyor, arada bir parmak kaldırıyorum' mu?"

Dedikodu ve fesat kulisleri başlıyor; kimi onun dokunulmazlığının kaldırılmasını önerirken çok az kişi tarafından kabul görüyor söyledikleri. Avrupa'da okuyup, siyaset doçenti olmuş bu adam bu özelliklerine ek olarak, yıpranmamış oluşundan ötürü kurultayda parti genel sekreteri olarak "seçtiriliyor". "En alttan müşkülleri yene yene, engelleri aşa-yıka" tırmanıyor basamakları. Genel başkanla basın toplantısı düelloları başlıyor. Bu süreç, ona güvenip genel sekreter yapan partililerce, olağanüstü kurultayda genel başkanının karşısına çıkarılıp başarılı olmasıyla sona eriyor. İktidara kadar gidebilecek bir rüzgara kapılmış buluyor kendini Önder. Buna rağmen koltuk hırsı bulunmuyor, ne var ki, kendisine güvenen ve adeta ona bel bağlayan kitle onu yerinde tutuyor.

* * *
        Hızlı, Önder'le yaptığı röportajda "magazinel yaklaşım" bulunmayışından yakınan patronuyla sürtüşürken, bu yeni genel başkanın elindeki oy potansiyelini tehlike olarak görenler, basın ve yayın yoluyla Önder'in "kirli" hayatını günyüzüne çıkarıp sansasyon yaratma peşine düşüyor. Önder "politik çizgisinin temiz aile çocuğu olduğu için değil, doğru olduğu için kabul edilmesini" istediğini düşündüğünden haberleri yalanlamaktan, hatta bunlar üzerine konuşmaktan dahi kaçınıyor. Bu özel hayatın gizliliğine aykırı "sansasyonel" haberler, halkın önemli kesimi tarafından önemsenmezken, bir kısmı tarafından da "istendiği gibi" algılanınca anket sonuçlarında partisinin oy oranı artmaya devam ediyor.

"Ne yani, benim çüküm partinin demirbaş eşyası mı?"

        Doğan Önder anti militarist, anti şovenist ve ateist. Halktan bir şeyleri saklama amacı gütmüyor, açık sözlü ve istediği gibi yaşıyor. Hızlı Gazeteci tarafından tam bir "skandal" olarak görülüyor. Bir kadınla birlikte çekilmiş fotoğraflarıyla ilgili çıkmış haberler üzerine partinin zedelenmemesi için evlenmesi teklif edilince "Ne yani, benim çüküm partinin demirbaş eşyası mı?" diye soruyor haklı şekilde. Takım elbise ve kravatla rahat edemeyip, bu protokole uymaya mecbur olmadığını düşündüğünden spor giyinmeye başlıyor. Aykırı bir kimliğe sahip oluşu (aslında sürüye uymak zorunda olmadığına inanması) nedeniyle geleneksel düşünceye sahip insanlar tarafından yadırganıyor.

Dilinin sivriliği "deli cesaretli" yahut "dobracı" olmasından öte, halkın "gerçekten" kendini yönettiği bir sistem düşlemesinden ileri geliyor. Bununla birlikte bunu tek başına yapamayacağının farkında. Hem çağın "güç sahipleri" yüzünden hem de halk eğer kendini yönetecekse, halkın bunu bir önder beklemeksizin kendiliğinden yapması gerektiğini düşündüğünden...

"Televizyonda görüntü hızlı akar; durup yorumlayacak fazla zaman yoktur. reklam kuşakları, dizi filmler, halk ayaklanmaları, idamlar, siyasal mesajlar, şarkı-türkü art arda değişmeyen bir yayın standardıyla sunulur. Savaş filmiyle gerçek savaş görüntüsü arasındaki fark, silinerek geçer beyaz camdan. Toplumsal bildiriler, reklam spotlarının yanında silikleşir, felaketler sıradanlaşır."

Masallarda iyiler kazanır, kötüler cezasını bulur. Oysa Doğan Önder, her ne kadar "modern" çağda Keloğlan'lık taslamaya kalksa da bir masal kahramanı değildir. Zümrüdüanka kuşunun kuyruğunu koparmaktan daha zor bir işe kalkıştığının, düzenin değişmesinin ancak "örgütlenmekle" mümkün kılınabileceğinin bilincindedir. Buna rağmen halkın önemli bölümü kolaycılığa kaçıp kendisini yoksulluk ve sefaletten kurtaracak bir kurtarıcı beklemektedir. Üstelik çağın her türlü vasıtayla "kolaycılığı" öğütlediği ve düşüncenin değil de magazinin ön plana çıkarıldığı düzen, çoğunluğu kendine esir etmiştir.

Bu yüzden, birçokları tarafından -ironik bir şekilde- "kolaycılık" ve "toyluk" olarak nitelenebilicek bir davranışa imza atıp, istifa eder Önder. Hem de kendine yakışır biçimde, o güne kadar görülmemiş bir gariplikte, bir parkta düzenlediği basın açıklamasıyla.

Üzerinde durup düşünülesi bir çizgi roman olan "Keloğlan", günümüzde kahramanlığın "asıp kesmeyle" değil de fikirsel mücadeleyle olacağını anlatıyor bize. Ve her ne kadar bazen yel değirmenlerine karşı veriliyormuş hissi uyandırsa da mücadeleler sonrası elde edilmiş başarıların ille de masallardaki gibi ayan beyan ortada olması gerekmediğini de...


Mustafa Men
Not: Bu yazı ilk kez Tırtıl Fanzin'de yer almıştır.  
Künye:
Necdet Şen
"Hızlı Gazeteci - Keloğlan"
168 sayfa, Remzi Kitabevi, 1991

Hiç yorum yok: