17 Ağustos 2011 Çarşamba

Boğulan yalnız, beden öğretmeni mi?

         Neden bilmem, "bir vesile"yle aklıma geldi, dört ay kadar önce telefonumun not bölümüne yazdığım bu yazı.

          Bir yıldan fazla oluyor, doğru düzgün televizyon izlemiyorum. "Tv karşısında yemek yemek şişmanlatır" laflarına kulak asmadan yemek yerken takip ediyorum, o kadar. Yine böyle bir anda, bir yandan sabah kahvaltısı yapıp bir yandan da durmadan kanal değiştirirken bir de baktım ki o film var ekranda: "Bitirimler Sınıfı!"

Çocukluğumda televizyonda her yayımlandığında heyecanla izlediğim, her seferinde; "Tom Sawyer'dan çalmışlar bazı yerlerini" diye bilmişlik tasladığım dün gibi aklımda olan film...



Kesin izlemişsinizdir. Sezercik, haylaz arkadaşlarıyla birlikte, okula yeni gelen öğretmenleri kaçırmak için elinden geleni ardına koymamaya ant içmiştir. Ve başarılı olur da her seferinde. Kimi öğretmen "fare vardı, vallahi gördüm" diye bağıra çağıra akıl hastanesinde alır soluğu; kimiyse 'çocuk görünümlü canavarlar'dan kurtulup hayata yeniden başlayabilmenin imkansızlığı içinde kıvranır durur. Ama, hasta annesine bakmak için öğretmen olmuş Selma, okula geldikten sonra işler değişmiş; başta Sezer olmak üzere tüm bitirimler, bu sefer sağlam kayaya çarptıklarını anlamıştır...
***

     Her sahnesini, her repliğini ezbere bildiğimi fark ettim izlerken. Ve yüzmeye gittiklerinde "Hah, en sevdiğim sahnelerinden biri başlıyor" deyiverdim gözlerim parlayarak. Yüzme şampiyonu olduğunu iddia eden kadın beden eğitimi öğretmeni, bu iddiasını kanıtlaması istendiğinde, mecbur kalmıştı denize girmeye. Foyası da meydana çıkmıştı; yüzme bilmiyor, boğulmamak için az önceki palavralarını bir kenara bırakıp yardım istiyordu öğrencilerinden. Daha sonra öğrencileri onu denizden dışarı çıkaracaktı.

Ama... Çıkaramadılar. Bir şey oldu, o sahne atlandı, ekranda sonraki sahne beliriverdi birden. Yüzüme masumca bir ifade takınıp filmi izlerken, gördüğüm şey bana yetmiş, acı gerçekle yüzleşmiştim: Beden eğitimi öğretmeni "üzerinde mayo olduğu için" boğulmuştu!


Bir filmi kafasına(?) göre kesip biçme hakkını kendinde gören; başta senarist ve yönetmen olmak üzere tüm film ekibinin emeğini hiçe sayan kanalın yetkilileri zevkten dört köşe olmuşlardır bu manzara karşısında, eminim. Ne de olsa bu artık filmi hazırlayan ekibin bir ürünü değil. "Yönetmen" yazısından sonra kendi ismini de kocaman yazmalı o kişi, ekrana. Yaptığı "readymade" sayılır bir yerde, değil mi ama?
***


     Boğulmak üzere olan beden öğretmeni suda kaldı... Kurtarılamadı. Çocukluk heyecanıyla izlenen o film mi? O da bir sözcük yüzünden denizin dibini boyladı. Hangi sözcük, biliyor musunuz? "San..."

Neyse, en iyisi boş verin... O sözcük, benim bir zamanlar en sevdiğim filmi yarım yamalak izlememe neden olabiliyorsa tek başına; ben de ona sayfamda yer verecek değilim.

Hiç yorum yok: