24 Haziran 2011 Cuma

Zombiler, canavarlar, vampirler ve uzaylıların bir arada görülebileceği tek yer: ABD


         Filmlerde, dizilerde, çizgi romanlarda, kitaplarda hep ABD, ABD. Nereye kadar? UFO’su gelir ABD’ye, olmadı az güneyi; Meksika'ya iner. Virüsü gelir, ABD’de yayılır. En çılgın deneyleri orada yaparlar. Zombi’si gelir ABD'yi bulur. Kasırgası gelir, canavarı gelir, arada “Vampir Edward” da geçerken bir uğrayıp, birilerini dişlemeyi ihmal etmez. “Süper kahraman” desen, biri ikisi hariç, çoğu okyanus ötesinden çıkma. Nedir bunun sırrı, düşünüyorum ne zamandır? Ama yanıt bulamıyorum bir türlü.
*

Bugüne kadarki en güzel Zombi dizisi mesela… Walking Dead… Türkçesi “Yürüyen Ölüler”. Robert Kirkman’ın yaratıcısı olduğu aynı isimli çizgi romandan uyarlama bir yapım.



Yürüyen Ölüler çizgi roman
“Kahramanımız Rick sıradan, elindeki silahı ateşleme gereği duymayacak kadar sıradan, bir kasaba polisidir. Bir çatışma sırasında silahını tam ateşleyecek gibi olur, onda da vurulur zaten. Uyandığında bir hastane odasındadır. Ama koridora çıkmasına hatta diğer katlara dahi bakmasına rağmen hiçbir insana rastlamaz. Bu işte bir iş vardır. Sanki uyuduğu süre boyunca bazı şeyler kökten değişmiştir. İçine uyandığı bu sessizliğin nedenini anlaması çok uzun sürmez. Nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde insanlar Zombilere dönüşmüş ve yaşayanlara dehşet saçmaktadırlar.”

Buraya kadar basit bir Zombi yapımı olarak düşünülebilecek Yürüyen Ölüler’i izlerken/okurken bir yerden sonra, benzerlerinden farklı olduğunu fark ediveriyorsunuz. Başrolün daimi olmamasına, her an ruh hali değişen; birbirini satmaya/ aldatmaya meyilli insanlara, kaos ortamından faydalanmak isteyenlere, sapıklara, akıl hastalarına, akıllarını ne kadar kullanabildikleri kestirilemeyen Zombilere ve insanoğlunun belki de hiçbir zaman azalmayacak hırsına tanık olduğunuzda anlıyorsunuz bu farklılıkları…
*

Ama…
“Ama”sı şu ki… Yalnız bir şey farklı değil diğerlerinden… Bu “diğerleri” ister başka bir Zombi dizisi/filmi/çizgi romanı olsun, isterse herhangi bir türde bambaşka bir yapım.

O farklı olmayan özellik olayların ABD’de geçmesi… Diyeceksiniz ki “Olur mu kardeşim öyle şey? Tabii orada geçecek. Yapımcılar Amerikalı zaten.”

Ya da “Ama onlar, olayların sadece bir bölümü. Yani dünyanın geri kalanında da olma ihtimali var aynı şeylerin.” gibi mantıklı bir çıkarımda bulunacaksınız.

Haklı olabilirsiniz. Ne var ki bu olaylar dünyanın geri kalanında da yaşanmaktaysa… Eğer dediğiniz gibiyse, buzdağının görünmeyen kısmının bir an önce su yüzüne çıkması taraftarı olduğumu belirteyim.
  
Yürüyen Ölüler
Yürüyen Ölüler’in yaratıcısı Kirkman’a açık mektup:
Sayın Robert Kirkman,
Merak ettiğim bir şey var: Anladık, ABD'de herkes Zombi olmuş da dünyanın geri kalanı ne yapmış bu sırada? Misal, Türkiye ne olmuş, nasıl karşılamışız bu durumu? Kurtulan falan var mı? Amerikalının Zombi’sine bakıp iç çekerek "El yapıyo’ arkadaş!" mı demişiz kıskanç bir tavırla? Yoksa virüs sadece Amerika’da yayılmış da dünyanın geri kalanı bundan etkilenmemiş mi? Serinin ilerleyen bölümlerinde bu konulara da açıklık getirseniz daha mutlu oluruz. İnsan merak ediyor, bir yerde.

“Merhaba Dünyalı biz dostuz!”
Yalnız bu “Yürüyen Ölüler” örneği bile başlı başına yeterliyken, yazıyı yazma sebebimi söylemeden edemeyeceğim. Yeni bir yabancı dizinin çıktığını duydum. Uzaylı istilasına maruz kalan gezegenimizin anlatıldığı bir diziymiş… Tabii mekan yine aynı: ABD!

Yazının başında da söyledim yineliyorum: Yeter artık nedir bu ABD, ABD. Biraz da farklı yere insin; bilmem kaç ışık yılı öteden gelen kocaman gözlü, ışın tabancalı yeşil yaratıklar. En azından New York’un, Washington’un orta yerine inmek isterken rotası bozulsun geminin. Yanlışlıkla Türkiye’ye insin. İçinden çıkansa “Merhaba Dünyalı, biz dostuz.” desin. (Hele bir demesin, valla geliyo’ terlik!)

Gelsin, bir tavşan kanı (kaçak çay değil, kaçak olsa cidden kan içmiş oluyor insan-Bkz. güncel haberleri yazının içinde eritmek) çayımızı içsin, tanışalım. Biz ona kendi gezegenimizin sorunlarından dem vuralım, o da efkarlansın bize dert yansın. “İş bulamadım bizim orada, yoksa güzelim “K1235-HH” adlı gezegenimi bırakıp da başımı alıp neden geleyim buralara, güzel abim?” gibisinden.

Mahalleliden para toplamış babacan muhtar, onun sırtını sıvazlayıp, eline bir miktar para tutuşturduktan sonra; biri arabasını uzay gemisine yanaştırıp yakıt ikmali yapsın “E, onca ışık yılı. Git git bitmez şimdi. Benzin de aldı başını gidiyor, bir iyilik edelim bari garibana.” düşüncesiyle.

Son olarak oto tamirci, geminin rotasını falan düzeltip, hiç para falan almadan teslim etsin trilyonluk gemiyi sahibine. Yeşil renkli, ışın tabancalı, pullu giysili kardeşlerimiz de göz yaşları eşliğinde “Hakkınızı helal edin!” deyip binsin gemiden içeri. Ve saniyeden kısa sürede -ışık hızı, olacak o kadar- gözden kaybolurken, el sallayalım az önce uğurladığımız misafirlerimize “Helal olsun!” nidaları eşliğinde. Arkalarından su dökmeyi de unutmayalım bu arada.
*
G.O.R.A.

Bu tarz bir uzay filmi çekilse izler misiniz, izlemez misiniz? Çoğunuzun ikinci şıkkı işaretlediğini sezebiliyorum. Geriye kalanlarsa “A, G.O.R.A. gibi değil mi işte. İzledik onu, ben mesela televizyonda ne zaman yayınlansa izlerim.”den hareketle o tercihte bulundular, biliyorum. Ama ben ciddi anlamda bir uzay filminden bahsediyorum…
Hah şöyle… Doğru söyleyin, ciğerimi yiyin. Tabii izlemezsiniz. Ben de izlemem. İzlesem de beğenmem.
*

Çünkü bizim zihinlerimizde yer etmiş dogmalar var bu uzaylı konusunda. Bize göre… Uzaylılar yassı ve üzerinde anten olan uzay gemilerinde seyahat ederler. Dairenin altından çıkan bir ışınla dünyalı canlıları geminin içine ışınlarlar. Sonra da sayısız kablonun bağlı olduğu, fön makinesine benzeyen bir aleti canlı organizmanın kafasına takarlar. Her istediklerini, özellikle de o canlının konuştuğu dili saniyelerle dahi hesaplanamayacak kadar hızlıca öğrenirler.

İşte bizden o kadar zeki, o kadar ileridirler. Böylesi bir zekayla da ancak dünyanın “süper gücü” baş edebilir. Ve işte bu yüzden uzaylılar, Dünya’da yok edilmesi gereken ilk hedef olarak orayı belirlemiştir.
*
... mı acaba?


Vampiri, Zombi’yi, her türlü canavarı aynı yerde görmemizin sebebi de buna benzer sebeplerdendir belki… Belki de tanımlayamadığımız, anlamlandıramadığımız bu şeylerin ABD’de dolanıp durmasının tek sebebi yalnızca büyük yapımcıların çoğunun orada yaşamasıdır. En iyisi, öküzün altında buzağı aramayalım daha fazla. Yeter bu kadar komplo teorisi.

Hiç yorum yok: