30 Mayıs 2011 Pazartesi

Ömer Seyfettin’den “Kızıl Elma Neresi?”



"Kızıl Elma Neresi?"
       Olay hikayeciliğinin ülkemizdeki öncüsü sayılan Ömer Seyfettin “Kızıl Elma Neresi?” öyküsünde, en çok işlediği konulardan biri olan -üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda değeri artan ülküler veya düşler anlamına gelen- “Kızıl Elma”dan bahsediyor. Bir zamanlar İstanbul’da olduğuna inanılan, 1453’teki fetihten sonra Roma ya da Viyana’ya “kaçtığı” düşünülen Kızıl Elma, Türk Tarihi’nin başlangıcından beri “batı yönünde ilerlemenin” simgesi konumunda bir düşünce.

      Ömer Seyfettin’in “Kızıl Elma Neresi?” öyküsü ilahi bakış açısıyla yazılmış olsa da, giriş bölümünde Sultan Süleyman’ın kızıl elmaya dair merakı, kahraman bakış açısıyla yazılmışçasına gerçek sunuluyor. Ayrıca kızıl elmanın neresi olduğu bizi de -yine aynı gerçekçi sunuş sayesinde- öykünün kahramanı kadar meraklandırıyor.


     Öykünün bütününe işlemiş betimlemeler kişiye ayrı bir haz veriyor, deyimi yerindeyse insanı kolundan tutup öykünün içine çekiyor. “Padişah beyaz tülbent sarılı, çifte tuğlu yusufiyesini yine çok öne eğmişti.” gibi cümlelerde geçen ayrıntılı betimlemeler bir film etkisi yaratıyor. Bu etkinin getirdiği hazsa, hep katıldığım, kitaptan uyarlanan bir filme gitmeden önce ilgili kitabı okuma gerekliliğine dair tezi doğruluyor. 

Ömer Seyfettin
“Kızıl Elma Neresi?” adlı öykünün bizlere henüz bir film olarak sunulmadığını göz önünde bulundurarak konumuza dönmek gerekirse, gelişme bölümünde de göze çarpan yine giriş bölümündeki gibi merak unsuru oluyor. Bu bölümde, padişahın söylediği “Dünya ne tuhaftır. Siz bu halkın başlarısınız. Bu halkı idare edenlersiniz. Hâlbuki halkın istediği şeyin ne olduğunu bilmezsiniz.” gibi sözler ve karşılığında kendisine verilen yanıtlar, betimlemelerdeki gerçekçiliğin diyaloglarda da başarıyla sürdürüldüğünü açıkça gösteriyor.

      Öykünün sonuç bölümündeyse öyküye bir parça ders verir nitelikte öğeler ekleniyor. Bunun yanı sıra öykü ilahi esintiler ile sonlandırılıyor ve geride her öykünün sonunda hissedilmeyen, o çok değerli “keşke sürse de okusam” duygusu kalıyor.

Hiç yorum yok: