4 Şubat 2011 Cuma

Biraz daha cesaret ve biraz daha merhamet

''Doğru olduğuna inandığın bir şeyi yapmaman, korkak olduğunu gösterir.'' 
Konfüçyüs


           Basında defalarca yinelenen şeylerden bahsetmek istemiyorum bu yazıda. Yani Foster’ın hayat enerjisi, hep gülen yüzü veya kısa zaman önce doğan çocuğunun anne sevgisinden uzak olarak büyüyeceği falan olmayacak bu yazının konusu.

 İlk başlarda yazmayı istememiştim. Hatta şimdi de istem dışı basıyor parmaklarım tuşlara. Yayınlarım-yayınlamam, okurlar-okumazlar önemli değil şu an benim için. Tek istediğim, yazarak da olsa, bazı şeyleri ortaya dökerek biraz olsun rahatlamak!..


          Bir sabah kalktım, televizyonu açtım. Bir de baktım ki kötü bir haber! Defne Joy Foster ölmüş!.. Bir süre aralıksız kanal değiştirerek ölüm nedenini öğrenmeye çalıştım. Astımdanmış… Önce şaşırdım sonra da üzüldüm. Şaşırdım, çünkü bir astım hastasının o kadar hareketli, hayat dolu olabileceğini ilk kez duymuştum. Üzüldüm, çünkü diğer astım hastaları için de bir yaşam kaynağı, bir umut ışığı olan birinin artık var olmaması iki kere dertti insanın yüreğine…

Sonra akşam oldu. Ana haber bültenlerine baktım biraz, sonra da internetteki yorumlara… Acımasız yorumlar başımdan kaynar su gibi boşanırken istemeye istemeye kapattım bilgisayarı ve erkenden uyumaya koyuldum. Ama bu kaçış kısa süreli olacakmış da ben farkına varamamışım!

Çünkü son birkaç gündür nereye gitsem hep şuna benzer diyaloglar işitiyorum Defne Joy Foster’ın ölümü hakkında; ‘‘o saatte dışarıda işi neymiş?’’ , ‘‘evli kadın kocasından başka erkekle dolaşırsa başına gelecek belli’’ , ‘‘içki içenlerin hali zaten ortada’’, ‘‘Şu ünlülerin hayatı da hayat değil. Bir gün onla bir gün başkasıyla!’’ …

Evet, bu gibi saçmalıklar zaten sabrımı taşırmak üzereydi ki; kafa dağıtmak üzere gittiğim sinemada bilet kesen arkadaş(?)ların muhabbetlerine tanık oldum;
-         Defne Joy Foster uyuşturucudan ölmüş
-         Hadi ya, ben astımdan diye biliyorum.
-         Yok, yok! Hap almış.

           Bir şeyler daha konuştular bilmiş bir edayla… Ama ben biletleri aldıktan sonra orada bir dakika bile durmadım. Dönüp cevap verebilirdim ama yapmadım. Ellerimi hırsımdan yumruk yaparak, film seansını beklemeye başladım. Beklemediğim bir şey vardı. Filmi izlerken bile kendimi düşünmekten alıkoyamıyordum.

Bizlere ne olmuştu? Neden tanımadığımız insanlar hakkında bu kadar kolay hüküm veriyorduk? Neden her fırsat bulduğumuzda, kan emici bir hastalık olduğunu bile bile, dedikodu ve iftira ediyorduk? Neden bizi ilgilendirmeyen konulara balıklama dalıyorduk? Neden başkasının namus bekçiliği(?)ni yapıyorduk? Neden? Neden? Neden? 

Belki içten içe duyduğumuz kıskançlık, belki kendimizi dünyanın merkezine koyuşumuz, belki de... Bu "Neden?"lerin açıklaması ne olursa olsun yanlıştı. Ve işin kötüsü bu yanlışta benim de, diğerlerinden arta kalır yanım yoktu. Evet, ben onların bir yanlışta olduklarını biliyordum ama düzeltmek için çaba sarfettiğim söylenemez bu yazıdan başka. Yani dediğim gibi hepimizin parmağı vardı bu işte. İşte o yüzden "yapıyorlar" yerine "yapıyoruz" kullandım az önce değindiğim sorularda. 

Eğer bir yanlış gördüğümüzde düzeltmeye cesaret edemiyorsak, hiç de ‘‘Herşey onların başının altından çıktı. Biz masumuz hakim bey!’’ demeye hakkımız kalmıyor.

Sesi daha fazla çıkanın egemen olduğu şu düzende aklımızda bulundurmamız gereken şey biraz daha cesaret ve -Hayal Kahvem’in dediği gibi *- ‘‘biraz daha merhamet’’! Bu iki değer yükseldikçe tüm sorunlar tekrar ortaya çıkmamak üzere kaybolurlar. Ve eminim o zaman… İşte o zaman üzerinde yaşadığımız şu galaksi daha yaşanası bir hal alır!..

* * *


* Hayal Kahvem'in "Şöhret + Hayranlık + Merhamet" adlı yazısı için tıklayabilirsiniz.


2 yorum:

SÜPER İNCE PARLAK ÇORAP dedi ki...

bir çok kişi gibi aynı şeyleri hissetmişiz... çok haklısınız...merhamet gittimi insanın kalbinden....

Kültürel Güncel dedi ki...

@SÜPER İNCE PARLAK ÇORAP
Öncelikle değerli yorumunuz için teşekkürler. Ben de sizin bu konudaki yazınızı okudum. Ve tıpkı Hayal Kahvem'in yazısı gibi sizinkini de okuyunca yanlışa düşmemiş başkalarının da olmasına çok sevindim. Umarım bizden farklı düşünenler de yazdıklarımızı okuyup bir nebze de olsa düşünür.