8 Ocak 2011 Cumartesi

Bir ''Garip'' Orhan Veli:

  
    Aslında amacım Orhan Veli Kanık'ın hayatını anlatmaktı ama sonradan karar değiştirdim. Hayatını her yerde bulabilirsiniz diye size Veli'nin başına gelen talihsiz olayları anlatacağım. Evet, yanlış duymadınız ‘‘talihsiz olaylar’’ Çünkü; edebiyat dünyasındaki sarsılmaz yerinin yanı sıra son derece kötü bir talihe de sahipti Orhan Veli… Neyse, zaten okuyunca siz de hak vereceksiniz bana… 

Orhan Veli nasıl bir şairdir?
    Başka şairler gibi kafiye ve söz sanatı kullanmaz. Ona göre şiirde ahengi sağlamak için kafiyeye gerek yoktur. Pekala, başka yollardan da sağlanabilir bu unsur. Ve sağlar da, zaten şiirlerinde de görürüz bunu.

    En yakın dostları Melih Cevdet ve Oktay Rıfat’la birlikte kurduğu ve hararetli tartışmalara neden olan Garip Akımı’yla şiirimize yeni bir soluk getirir. Orhan Veli ve arkadaşlarının yazdığı şiirleri beğenmeyenler ve onların ‘‘söz sanatsız ve kafiyesiz’’ şiirlerinin geçmişe hakaret olduğunu söyleyenler; bu yönde eleştiri yazıları yazmaya başladıktan sonra edebiyat dünyasında en çok dile getirilen konulardan biri olur bu akım… 

Reklamın iyisi kötüsü olmaz, derler ya… Bu söz sanki Garipçiler için söylenmiştir. Önceleri onlara çok ağır eleştiriler yöneltenler bile bu popülerliği kazanmalarının ardından onlara saygı duyarlar. Ve bu saygı yavaş yavaş yerini hayranlığa bırakır…

Orhan Veli’nin otobiyografik şiiri:

‘‘Ben Orhan Veli,
1914’de doğdum
Bir yaşında kurbağadan korktum
İki yaşında gurbete çıktım
Yedisinde mektebe başladım
Dokuz yaşında okumaya on yaşında yazmaya merak saldım
On üçte Oktay Rıfat’ı, on altıda Melih Cevdet’i tanıdım
On yedi yaşında bara gittim
On sekizde rakıya başladım ve şarkı söylemesini çok sevdim
On dokuz yaşından sonra da avarelik devrim başlar
Yirmi yaşından sonra para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim
Yirmi beşte başımdan bir otomobil kazası geçti
Çok aşık oldum, Hiç evlenmedim
Ben Orhan Veli …’’

Bir ‘‘Garip’’ Orhan Veli:

     Orhan Veli doğduktan iki yıl sonra babası Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi olunca, hep birlikte İstanbul Beykoz’daki evlerinden ayrılarak Ankara’ya taşınmak zorunda kalırlar. (Şair, bir şiirinde bu olayı ‘‘gurbete çıkmak’’ olarak nitelendirir.) Çocukluğunu yaşadığı Ankara’da küçükken türlü türlü hastalıklar geçirir, ayrıca bir yangında ölümün kıyısından döner.
    
    Atlara karşı özel bir ilgisi vardır. At yarışı oynamak onun en büyük tutkularından biridir. Gelibolu’da askerdeyken, bindiği bir at, onu üzerinden atınca sevgisinin karşılığının olmadığını anlar. İyileşmesi zaman alsa de sevmeye devam eder atları…

     1939’da en yakın arkadaşı Melih Cevdet’in kullandığı ve kendisinin de içinde bulunduğu otomobil, Çubuk Barajı’ndan aşağıya yuvarlanır. Kazadan sonra komaya giren Orhan Veli, ancak 20 gün sonra komadan çıkmayı başarır.

     Hayatı boyunca maddi imkansızlıklar peşini bir türlü bırakmaz. Macera adlı şiirinde böyle anlatır geçim derdini;    
‘‘...
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.
Ne yardan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama...
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.’’
    Arkadaşlarıyla giriştiği son dergi çıkarma macerası da bu yetersiz imkanlar yüzünden kısa sürer. Yaprak dergisi ancak yirmi sekiz sayı dayanabilir. Oysa ne de çok çaba göstermiştir derginin kapanmaması için… Önce paltosunu, ardından da Ressam Abidin Dino’nun hediye ettiği tabloları satmıştır bu uğurda. Ama bu da fayda etmeyince dergi kapanmıştır işte.
   
     Yaprak’ın kapanmasından sonra ise, İstanbul’a döner. Aynı yılın kasım ayı bir haftalığına geldiği Ankara’da bir belediye çukuruna düşerek başından hafifçe yaralanır. 14 Kasım’da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalaşıp, hastaneye kaldırılır. Rahatsızlığının sebebi anlaşılamayınca şanssız şaire alkol zehirlenmesine karşı tedavi uygulanır. Tedavi işe yaramaz. Çünkü Orhan Veli’nin beynindeki bir damar çatlamıştır, yani tedavinin hastalıkla ilgisi yoktur. Saat gece yarısına yaklaşırken Orhan Veli komaya girer ve maalesef bu komadan çıkacak kadar şanslı değildir. Cerrahpaşa Hastanesi’nde 36 yaşında hayata veda eder.

     Öldüğünde üzerinde bulunan ceketin cebinden 28 kuruş ve bir at yarışı bülteni çıkar. Ama o ceplerden birinde çok daha önemli bir şey vardır; diş fırçasına sarılı bir kağıt. Kağıdın bu kadar önemli olmasının nedeniyse Orhan Veli’nin son şiirinin orada yazılı olmasıdır. Kaderin tamamlanmasına izin vermediği, sevgililerini anlattığı son şiiri; ‘‘Aşk Resmi Geçidi’’ 1951’de anısına çıkarılan Son Yaprak’ta yer bulur.

     36 yıllık ömrüne tüm bu talihsizliklerin yanı sıra birçok şiir, deneme, makale, çeviri ve öykü sığdıran Orhan Veli hakkında arkadaşı Oktay Rıfat şöyle der;

‘‘Orhan, Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle aynı seviyeye geldi.’’

    Hayatı boyunca karşılaştığı tüm zorluklara inatla göğüs geren Orhan Veli'yi kararlı olduğu için severim. Bir de o güne kadar görülmemiş türde, sözcüklerin tüm ''sanat''lı kullanımını reddetmesini... Böylece tamamen kendine özgü bir akım ortaya koyarak önceki örneklerden uzak, açık, anlaşılır şiirleriyle daha ''halkın içinden'' bir şair olmuştur.



Aşk Resmi Geçidi:

''Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
Şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
Ama yine de görmeyi çok isterim,
Kolay mı? İlk göz ağrısı.


Münevver Abla, benden büyük
Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
Gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense bugünmüş gibi utanırım
O mektupları hatırladıkça.
...
Gelelim sonuncuya.
Ona bağlandığım kadar,
Hiçbirine bağlanmadım.
Sade kadın değil, insan.


Ne kibarlık budalası,
Ne malda mülkte gözü var.
Eşit olsak der,
Hür olsak der.
İnsanları sevmesini de bilir
Yaşamayı sevdiği kadar.''

2 yorum:

Murat dedi ki...

Merhabalar.
Bir Garip Orhan Veli oyununu izlediğimde, onun bu cesaret dolu, aşk dolu, hayat dolu hayatına hayran kalmıştım. Hatta gözlerim dolmuştu. Orhan Veli şiirleri gibi yaşamış bir insan. Pişmanlığı ve keşkelerden uzak bir hayat. Ne mutlu ona. Ama aynı zaman da ne yazık böyle sanatçıların değerlerini bilmeyenlere. Orhan Veli hakkında ki bu güzide yazınız için teşekkürler.

Kültürel Güncel dedi ki...

Merhabalar Sevgili Murat,
Yorumunuz için çok teşekkürler.