19 Ekim 2010 Salı

Şövalye, Keşiş ve Bankacıydılar : Tapınak Şövalyeleri

   Tapınak Tarikatı 12. asır başlarında Kudüs'e gelen hacıları soygunculardan korumak için kuruldu. Ve kurulduktan kısa bir zaman sonra bulundukları konum yükseldi; Avrupa'nın koruyucusu oldular.  Onları bir gecede bu kadar üne ve doğal olarak paraya ulaştıran şey neydi? Yoksa birçoklarının iddia ettiği gibi Kutsal Kase'yi mi ellerinde bulunduruyorlardı?..





Kuruluş:
   Süleyman Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri ya da daha bilindik adıyla Tapınak Şövalyeleri Fransız soylu Hugues de Payen tarafından Kudüs'te 1119 civarında kuruldu. Kuruluş nedeni; 1. Haçlı Seferi'nden itibaren yaklaşık 20 yıldır Hıristiyanların elinde olan Kudüs'ü ziyarete gelen hacıların soygunculardan korunmak istenmesiydi. Bu tehditle başa çıkmak için Hugues, dokuz şövalyeden oluşan bir grup kurdu. Ancak bu şövalyeler bizim bildiğimiz metal zırhlarla ve etkili silahlarla kuşanmış şövalyelerden değillerdi. O kadar fakirdiler ki; bağış aldıkları kıyafetleri giyiyor ve gruba yeni katılanlara silah dahi bulmakta zorlanıyorlardı.
 
   Fakat beklenmeyen birşey oldu; kuruluşundan yaklaşık 10 yıl sonra yani 1129'da Avrupa'nın koruyucusu konumuna geldiler. Onları bir gecede kahraman yapan şey, Troyes Konsili'ydi. Konsilden sonra 10-15 yıl içinde (1139-1145) Papa Tapınak'a mutlak bir güç veren üç papalık genelgesi yayınladı.
   Tapınağın yoksulluk ve yemini eden dokuz keşiş-şövalyeyle işe başlayıp, bu kadar üne ve paraya kavuşmasının nedeni neydi? Yoksa iddia edildiği gibi Kutsal Kase'yi ellerinde bulundurmaları mı onları bu konuma getirmişti?..

 

Yönetim:
   Birliğin mutlak hakimi ve yalnızca Papa'ya karşı sorumlu olan başefendilere, birlik genişledikçe daha fazla ayrıcalık tanındı. 1156 ile 1169 yılları arasında görev yapan Bertrand de Blancfort zamanında bir başefendinin maiyeti şu şekilde belirlenmişti; dört at, iki şövalye, bir çavuş, bir papaz, bir kahya, bir nalbant, bir aşçı ve bir özel yardımcı. Batı'da Tapınak evlerinin bulunduğu büyük krallıklarda başefendiye karşı sorumlu birer 'efendi' bulunurdu.


Tapınak Ordusu:
   Tapınakçılar Hıristiyanlar'ın en önemli askeri gücünü oluşturmaktaydı. Süvariler; çok iyi zırhlı atlı şövalyeler ve daha hafif zırlı çavuşlar ; piyadeler ise; okçular ile balta ve mızrak taşıyanlar olarak ayrılırdı. Savaş atlarına ısırma, toslama ve çifte atma eğitimi eğitimi verilirdi.
   Tapınakçılar kuruluşlarından itibaren büyük cesaret örnekleri sergilediler. Öyle ki; savaş alanına en önde onlar giriyor, en son onlar çıkıyorlardı. Ancak 12. yy sonlarında eski cesaretlerini kaybederek, daha korkak hareket etmeye başladılar.

 
Avrupa'nın İlk Bankası:
    Tapınakçılar kurulmalarından itibaren güvenilir bankacılar olarak ün yaptılar. Paranın bir tapınak evine yatırılıp, başka birinden çekildiği bir sistem geliştirdiler. Hatta bu kadarla da kalmayarak önemli müşterilerine yılda birkaç kez hesap dökümü gönderiliyordu.

Bu Avrupa'nın ilk banka sistemiydi. Tapınak Fransa krallarına yüklü miktarlarda borç veriyor ve Haçlı Seferleri'nde de Haçlı Orduları'nın maddi ihtiyaçlarını karşılıyordu. Başka ülke kralları da tapınaktan borç alıyordu. Örneğin; Aragon kralları en fazla borçlananlardandı.

Müslümanlar'ın Kudüs'ü ele geçirmesi:

   Tapınak'ın merkezi Kudüs'ün Selahaddin Eyyubi tarafından 2 Ekim 1187'de ele geçirilmesinin ardından, Tapınakçılar'ın El Aksa Camii'ndeki karargahları ellerinden alındı. Bir başka tarikat olan Hospitaller (Hastabakıcılar)'ın asıl kuruluş amaçlarına yönelik (hasta hacıları tedavi etmek) çalışmak kaydıyla kalmalarına izin verildi. Tapınak tarikatı üslerini Acre kentine taşıdı. Bu üs bir asır boyunca Latin Doğu'nun en önemli merkezi olacaktı.

3. Haçlı Seferi:
   Avrupa Kudüs'ün düşüşünü korku ve sıkıntıyla karşıladı. Tapınak Başefendisi Gerard de Ridefort esir düşmüş, yerine Terence, önderliği üstlenmişti. Terence, Hattin Savaşı ve Kudüs'ün düşüşüyle ilgili Papa 3. Urban ve Flanders Kontu Alsacelı Philip'e iki mektup göndermiş ve bu mektuplarda Tanrı'nın ve Batı'nın yardımı gelmezse Hıristiyanların gücünün tükeneceğini anlatmıştı. Bunun üzerine Papa, Avrupalı kralları yedi yıl boyunca birbirleriyle savaşmayıp, doğudaki tehlikeyi kapı dışarı etmeleri gerektiği konusunda uyardı. Sefer hazırlıkları sürerken, Tapınakçılar da doğudaki son Hıristiyan topraklarını korumaya çalışıyordu. Kudüs'ün düşüşünün ardından yapılan savaşlarda Tyre Kenti Hıristiyanların, Hıristiyanlara ait bazı kaleler ise Müslümanlar'ın eline geçmişti.

   Önceki Haçlı Seferi'nde mali katkısıyla büyük bir öneme sahip olan Tapınakçılar, yeni Başefendi Robert de Sable ile birlikte bu seferde savaşçı rol üstlenecekti. 7 Eylül 1191'de Selahaddin'in ordusu Aslan Yürekli Richard kontrolündeki Haçlılar'a yenilince Hıristiyanlar Kudüs'ü geri alabileceklerini düşünmeye başladılar. Ama kenti ele geçirseler bile elde tutmak zor olacağından, Richard Ascalon'u geliştitip, düzenlemeye karar verdi.
   Frenkler Ascalon'un güneyindeki Daron Kalesi'ne saldırdı. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubi, Yafa'yı üç günde ele geçirdi. Richard Acre'ye döndükten sonra 80 şövalye, 400 okçu, 2000 İtalyan paralı askerle -kendi ordusundan daha büyük bir orduya sahip olan- Müslümanlar'a karşı harekete geçerek, onları yenilgiye uğrattı.
Bozgunun ardından Selahaddin'le yapılan antlaşmaya göre; Richard Ascalon'u yıkacak, Selahaddin ise kıyıdaki Hıristiyan varlığını tanıyacaktı. İki dinin mensupları birbirlerinin topraklarına istedikleri zaman girebilecek, Hıristiyan hacılar Kudüs'ü ziyaret edebileceklerdi.

   9 Ekim 1192'de Aslan Yürekli Richard, Tapınakçılar'dan oluşan bir askeri birlikle Kutsal Toprakları terketti ve bir daha da geri dönmedi.  Ertesi yıl Selahattin öldü. Ve Denizlerin ötesindeki topraklara; Outremer'e bir süreliğine barış geldi.

Tapınakçılar'a daha geniş haklar verilmesi:

   Papa 3. Innicent din adamlarını Tapınak'ın mallarına kesinlikle zarar vermemeleri, zarar verenleri uyarmaları, Tapınak'ın vergilerden muaf olduğu, Tapınak evleri ve kiliselerini afaroz edemeyecekleri gibi konularda uyardı. Bu kurallara uymayan din adamlarının afaroz edileceğini sert bir biçimde belirtirken, Tapınak'ın ayrıcalıklarını öncelikli kılan 'Omne Datum Optimum' isimli bir genelge yayınladı.  
  
Tapınak'ın Sonu:
   Acre'nin düşüşünün (1291) ardından Tarikat, merkezini Kıbrıs'taki Limasol'a taşımak zorunda kaldı. Bundan sonra askeri açıdan zayıflıyan tarikata gelen yardımlar da haliyle azaldı. Her ne kadar güçlerini kaybetmiş olsalar da iki yüz yıllık bir yapılanma sonunda Tarikat Avrupa'da gündelik yaşamın bir parçası olmuştu. Papalık genelgeleriyle krallıklar karşısındaki özerk yapılanmaları birçok kesim tarafından hoş karşılanmıyordu. Zayıf da olsa hala bir ordusunun bulunması Tarikat'ın, Hastabakıcılar'ın Rodos'ta yaptığı gibi kendilerine ait bir yönetim oluşturmak istemesine neden oldu. Bu bardağı taşıran son damlaydı..

   Haçlı Seferleri'nin ardından, tarikata çok borcu olan Fransa Kralı 4. Philippe Tapınakçılar'ın kafir, büyücü ve eşcinsel oldukları iftirasını atarak ortadan kaldırılması için Papa 5. Clement'e baskı yaptı. 5. Clement bu suçlamalardan bıktığı için 1312'de tarikatı ortadan kaldırılıp tüm mal varlığına el koydu.. (Tarikatın mal varlığının büyük bir kısmını Hastabakıcılar'a vermiştir.) Son Başefendi Jacques de Molay ile beraberindeki Tarikat üyeleri kazıklara bağlandıktan sonra yakılarak idam edildi. (Bazı tarikat üyeleri İskoçya'ya kaçtı.)
 
 Ve üç asıra yakın Hıristiyan Avrupa'nın bel kemiği olmuş Tapınak Şövalyeleri bulunduğu yüksek konumdan hızla indirildi ...

1 yorum:

Aylin dedi ki...

Gayet güzel... Tıpkı tarihle ilgili diğer yazılarınız gibi...
Saygılarımla.