20 Mayıs 2010 Perşembe

Hazırcevap Olmak:

Hazırcevap olmak herkesin sahip olmak istediği -ama olamadığı- bir olgudur. Şimdi hazırcevap insanların en tanınmış öykülerine -öykü dediğime bakmayın hepsi gerçektir- bir gözatalım. Ve tabii ki; ilk öykümüz Ulu Önder'imize ait...
                     

 HATAY:

Hatay Türkiye Cumhuriyeti topraklarına 23 Haziran 1939'da yani Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden bir sene sonra dahil olmuştur. 1. Dünya Savaşı ve sonrasında işgalci güçlerin hüküm sürdüğü yerlerden bir tanesi durumundadır. Ülkemize katılana kadar da bağımsız bir cumhuriyet halindedir.

Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir.
O dönemin genel konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi; "Ekselans, dün Roma ile yapmış oldugum bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi." der. Odada buz gibi bir hava eser.
Atatürk, büyükelçiye birşeyler daha ikram edip birkaç dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde askeri üniforması, belinde tabancası vardır. Masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve telefon bağlandıktan sonra Çakmak'a; " Paşam, İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. Hazır mıyız? " diye sorar. Fevzi Çakmak durumu anlar ve "Biz hazırız paşam! " diye yanıtlar. Atatürk büyükelçiye dönerek "Biz hazırız. Hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler!.. " der.

 
UYKU KARDEŞLİĞİ:
Mevlana, bir öğrencisiyle birlikte birgün yolda giderken birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görmüşler. Öğrencisi, bu güzelliğe hayranlıkla bakıp; "Ne güzel bir kardeşlik örneği, keşke bütün insanlar bundan ibret alsa" demiş.
Mevlana, yüzünde bir tebessümle öğrencisine dönerek karşılık vermiş;
''Aralarına bir kemik atıver de o zaman gör kardeşliklerini!''

 
AKŞAM YEMEĞİ:
Yahya Kemal, bir dostuna; ''Bu akşam benimle yemek yer misin?'' diye sorunca, arkadaşı;
''Hay hay! Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!'' demiş büyük bir memnuniyetle.
Yahya Kemal gülümseyerek karşılık vermiş: ''İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.''

İSTANBUL:
Yahya Kemal'e sormuşlar; "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz" diye.
O da demiş ki; ''İstanbul'a dönüşünü.''

EYFEL KULESİ:
Fransız yazar Guy de Maupassant, çirkin bulduğu ve her fırsatta demir yığını olarak söz ettiği Eyfel Kulesi'nden nefret edermiş. Ancak her akşam yemeğini kulenin ikinci katındaki bir lokantada yermiş. Birileri bunun nedenini sormuş.
O da cevaplamış ; ''Koca Paris'te bu iğrenç yapıyı görmeden keyifle yemek yiyebileceğim tek yer burası! ''




BENİM YAPTIĞIMI YAPIN:
Tom Sawyer'in yazarı Mark Twain, bir toplantıda karşılaştığı bir kadına ''Ne kadar güzelsiniz.'' diye bir iltifatta bulunmuş.

Kadın; cevap vermiş; ''Ne yazık ki ben sizin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.''


Mark Twain gülmüş ve eklemiş; ''Öyleyse siz de benim yaptığımı yapın. Yalan söyleyin!''




HAKSIZ ÖLÜM:
Sokrates ölüme mahkum edildiğinde, eşi ağlayama başlar. Sokrates eşine neden ağladığını sorar. Eşi:
-Haksız yere ölüme götürülüyorsunuz, onun için ağlıyorum.” der.
Sokrates gayet sakin cevap verir:
-Haklı yere götürülseydim daha mı iyiydi?

SAĞANAK:
Filozof Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Birgün kocasına ağzına geleni söylediği halde bakmış ki; kocası hiçbir tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp kocasının başından aşağı boşaltmış. Sokrates:

-Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum, demiş.

BEN ÇEKİLİRİM:
Dünya nimetlerine önem vermeyen Filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zengin olduğu kadar kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Zengin adam, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden asla kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin su karşılığı verir:
- Ben çekilirim!





 
 
ŞEMSİYE:
Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare'e göndermiş. Ünlü yazarın cevabı kısa ve net olmuş:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın!..





SIR SAKLAMAK:
Yavuz Sultan Selim, devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı yeri sorunca, Yavuz ona;
“Sen sır saklamasını bilir misin?” diye sormuş.
Vezir, Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle;
“Evet hünkarım, bilirim.” demiş büyük bir heyecanla.
Yavuz cevabı yapıştırmış:
“Ben de bilirim!..”

 
      GALILEI'NİN KULAKLARI:
Kulakları biraz büyük olan Galilei'yi sevmeyenlerden biri:
- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galilei:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?
  KÖPEK:
Divan şairlerinden Fuzuli ile Ruhi'nin atışmaları çok ünlüdür. Bu ünlü şairler güzel manzaralı bir mekanda yürüyorlarmış. Tam o sırada sıska,çelimsiz bir sokak köpeği görmüşler.Ruhi durumdan istifade edip:
- Bu köpek bu manzarada fuzuli (gereksiz), deyince Fuzuli de bekletmeden:
- O zaman vurayım tekmeyi de çıksın kıçından ruhi..

3 yorum:

Adsız dedi ki...

En iyisi kesinlikle ilki! Güzel bir yazı yazmışsınız.

Cio dedi ki...

süper.
ellerine sağlık.
devam et!

Adsız dedi ki...

sonuncusu guzeldi :D